Siyah İçecek

16. yüzyıldan sonra Türkler’in vazgeçilmez alışkanlığı kahvenin uzun, maceralı ve devamlı evrim geçiren bir tarihi var. Kahve, herhangi bir içecekten ötedir; kültürel yaşamı şekillendiren, toplumu biraraya getiren özel bir ritüel olarak tanımlamak doğru olabilir. Kahveyle ilgili yazı yazmak bence her yiğidin harcı değildir. Yanlış anlaşılmasın, ben kendimi yiğit olarak görmüyorum. Sadece yiğitlerin araştırmalarından edindiğim bilgileri, bir okul projesiymiş, ödevmiş gibi ele alıyorum. Aslında antropoloji ve sosyoloji ilgimi çeken bilimler ve kahve kesinlikler bu disiplinler tarafından ele alınan eşsiz bir konu. Kahve deyince basit bir kahve çekirdeği değildir konu. Pişirmek ya da demlemekten daha derindir. Kahve bir kültürdür; doğuda ve batıda...

Kahve bitkisinin anavatanı Doğu Afrika’daki Etiyopya olarak geçiyor çeşitli araştırma metinlerinde. “Kahve” sözcüğünün Etiyopya’daki Kaffa şehrinden geldiği ve kawa, kahva, kahve, cafe, cofee olarak pek çok dilde birbirine benzemesi bu iddiayı doğruluyor. Kahvenin günümüzdeki kullanımı yani çekirdeğin kavrulması ve çekilmesini Araplar bulmuştur. Bitki 15. veya 16. yüzyılda Etiyopya’dan Yemen’e geçiş yapar ve uygun iklim şartları sayesinde Yemen’de de yetiştirilir. Hatta günümüzde kahve Etiyopya ve Yemen ekonomisi için büyük önem taşır.

Kahve ve kahvehaneyle ilgili araştırmalar, kültürün geliştiği 16. yüzyıla denk gelmektedir. Fakat, Ulla Heise, “Kahve ve Kahvehane” isimli kitabında 11. yüzyılda yaşamış olan İbn-i Sina’nın kahveden bahsetmiş olabileceğinden bahseder: “Bunchum quid at? Est ra delata de lamen. Qurdum autem dixerun, quod at ex radicibus anigailen. (Nedir bu bunchum*? Yemen’den gelir. Bazı kimseler onu anigailen kökünden elde ettiğini söylüyor.)”. Araştırmalarım neticesinde ve Heise’nin de belittiği gibi bunchum sözcüğü 500 yıl sonra kahve ve kahve çekirdeği için kullanılmış.

Yukarıda da belittiğim gibi kahveyi bugün kullandığımız biçimde kullanmayı Arap’lara borçluyuz ancak kahve ilk bulunduğu zaman tedavi amacıyla kullanılıyordu. Bu yüzdendir ki bu hızlı bir şekilde kabul gördü kahve. İçmesi pek keyifli olan bu kahve, sanıyorum ki “keyifli” olması nedeniyle Osmanlı’da kimi zaman kötü görüldü. Keyifli olması değil midir kültüre dahil olma sebebi?!

Sina Demiral'ın İzniyle
Kaynaklara göre**  İstanbul’a kahve ilk kez 1517 yılında gelmiş fakat beğenilmesi ya da bağımlılık yaratması bir 30 yıl kadar sürmüş. 1554 yılında İstanbul’da nerdeyse herkes kahve-sever olmuş. İstanbul’daki ilk kahvehaneler Tahtakale’de Halep’ten gelen Hakim ve Şam’dan gelen Şems tarafından hizmete başlar. Ardından kahvehane kültürü tüm şehre yayılmaya başlamış ve Kanuni Sultan Süleyman sayesinde Orta Avrupa, İspanya ve Kuzey Afrika’da kahve kültürüyle tanışır. İstanbul’la aynı zamanda pek çok Ortadoğu ülkesinde de kahvehaneler yaygınlaşmaya başlar.

Kahvehaneler gezginlerin, tüccarların, yeniçerilerin ve halktan her sınıfın aynı çatı altında toplandığı yerler haline gelir. Gezginler derken, alıntı yapmak istediğim bir metin var; 19. yüzyılda yaşamış olan ünlü İtalyan yazar Edmondo de Amicis ki hepimizin küçük bir çocukken hayatına giren Çocuk Kalbi'nin yazarı, 1877 yılında ziyaret ettiği “İstanbul” gezi kitabında kahvehanelerle ilgili genel bir tanım yapmış. Pek çok yazar ve pek çok araştırma kahvehanelerle ilgili yazılar yazmış olsa da Çocuk Kalbi’nin yeri hepimizde ayrıdır...

“... Bu manzaranın keyfine varmak için bir Türk kahvehanesinin önüne oturup İstanbul’da olunca ister istemez günde on iki fincan içilen kahvenin dört beş fincanını mideye indirdik. Oturduğumuz kahvehane sefil bir yer olmakla beraber, bütün Türk kahvehaneleri gibi gayet değişik bir kahvehaneydi...


... Kahve artık her yerde, Galata ve Serasker kulelerinin tepesinde, bütün vapurlarda, mezarlıklarda, berber dükkanlarında, hamamlarda, çarşılarda içiliyor. İstanbul’un neresinde olursanız olun, dönüp dolaşıp aranmanıza bile gerek olmaksızın, “Kahveci!” diye bağırmanız yeterlidir, üç dakika sonra önünüzde dumanı tüten bir fincan kahve hazırdır.”

Ünlü yazar Kasımpaşa’da manzaraya karşı oturduğu bir kahvehanede bunları yazmış. Bir sonraki bölüm, Kahvehane’de kendisine Türkiye denilince gözünün önünde canlandırdığı sahneyi anlatıyor:

“... Ahşap bir ev, oturan bir Türk, uzaklarda pek güzel bir manzara, müthiş bir ışık ve büyük bir sessizlik: İşte Türkiye!”

Kahvehaneler gerçekten de Türk insanını gözlemlemek için en uygun mekandır. Tüm güncel sohbetlerin yapıldığı, eşin dostun bir araya geldiği yerlerdir. Dönemin kahvehanelerinde dikkat çeken unsurlardan biri de aynalardır. Çünkü kahvehanelerde kahve ve nargilenin yanı sıra berber ve hatta dişçilik hizmeti de veriliyordu. Bununla ilgili bir anımı, daha doğrusu zincir bir kahvecinin duvarında dikkatimi çeken bir fotoğrafla ilgili özet bilgiyi aylar öncesinde vermiştim: http://delicious-not-delicious.blogspot.com/2010/08/toplama-bilgi-bulunur.html

Kahvehaneler dışında evlere de giren kahve günlük yaşamın vazgeçilmezi oluyor fakat sosyal buluşma mekanı olan kahvehaneler, özellikle siyasi tartışmalara ev sahipliği yaptığı gerekçesiyle 3. Murat döneminde yasaklanıyor. Ardından, 4. Murat döneminde daha sıkı bir yasak geliyor ve kahvehaneler tamamen ortadan kaldırılıyor. Kahvehaneler, sosyal anlamda meyhanelerin yerine geçiyor aslında. Alkol dini açıdan uygun görülmezken, meyhanelerin yarattığı kötü etki kahvehanelerde de görülüyor. Kahve bağımlılık yapıyor, keyif veriyor ve bu yüzden insanlar tembelleşiyor, camiye gitmiyorlar ve oturdukları yerde iktidar için zararlı olabilecek örgütlenmelerin oluşmasına sebebiyet veriyorlar. Yasaklar, yasaklar... Bu coğrafyanın kaderinde var, maalesef...

Yasak, yasak değil... Seviyor, sevmiyor... Sultanlar ne yapacağına bir türlü karar verememişler ama bir bakmışız ki kahve tüm dünyaya yayılmış ve hatta kahvenin mühim bir yeri olmuş; kahvecibaşı makamıyla kahve bağımlılığı resmi bir hale gelmiş...

Kahve alışkanlığının yanına bir bardak suyu eklemeyi unutmayalım. Kahveyi höpürdetmeye başlamadan önce bir yudum su ile ağzımızı pasını atıp, tadına varalım... Dilerseniz yanına likör (ev yapımıysa ne lezzetlidir kimbilir...) ve  bir parça çikolata ya da lokum.

Afiyet olsun!



“Kahve” ya da “kahve çekirdeği” anlamına gelebilir.
** Ulla Heise Kahve ve Kahvehane Dost Yayınları 2001 sf. 21

-->
Kaynaklar:

--> Deniz Gürsoy Sohbetin Bahanesi Kahve Oğlak Yayınları 2005
--> Ulla Heise Kahve ve Kahvehane Dost Yayınları 2001
--> Edmondo de Amicis İstanbul YKY 


-->

Yorumlar

Popüler Yayınlar